Kırgızlar (Final Part) – Eski Türk Devletleri 8. Bölüm

Merhaba sevgili dostlar,

Bugün, Kırgızlar’ın finalini yapıyoruz. Eski Türk Devletleri serimiz boyunca birçok devletten bahsettik. Ve bahsetmeye de devam edeceğiz. Ancak, Kırgızlara kadar bahsetmiş olduğumuz tüm devletler, yeri geldiğinde tarihin karanlık sularında kaybolmuşlardı. Kırgızlar’ı, o diğer devletlerden ayıran en önemli etken ise, günümüze kadar ulaşan bir tarihe sahip olmaları. İşte bu yüzden, Kırgızlar’ı, diğer devletler gibi tek bir part halinde değil; sindire sindire inceliyoruz. Kırgızlar ile alakalı daha önce yazmış olduğum gönderilerime aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Kırgızlar Part-1

Kırgızlar Part-2

Eğer bu postu ilk defa görüyorsanız, öncelikler Part-1 ve Part-2’ye bir göz atmanızı öneririm. Şimdi kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Karahanlılar Devleti kurulduktan sonra, birbirine komşu olan bu iki devlet, uzun zaman barış içinde yaşadılar. Karahanlılar, Batı’ya doğru yayılmacı bir politika benimsemişlerdi. Kırgızlar ise ana vatanları olarak gördükleri Ötüken’de huzur içindeki yaşamlarını devam ettiriyorlardı. Kırgızlar ile Karahanlılar arasındaki, çatışmasız ve barış içerisindeki politikalar, o dönemde çok önemliydi. Çünkü olası bir çatışma durumu, iki devletinde işine gelmiyordu. İki devletin arasındaki bu barışçıl politikaya bir örnek vermek gerekirse; İslamiyeti kabul eden Karahanlılar’ın girişimleri sonucunda Kırgızlar’da İslamiyeti kabul etmişlerdir.

Tarihler 920 yılını gösterdiğinde, Doğu topraklarında tehlike çanları çalıyordu. Aslen Moğol kökenli olan Karahıtaylılar, Batı topraklarına doğru bir istila hareketine girişmişlerdi. İlk başlarda, Karahıtaylı akınlarına karşı mücadeleden çekinmeyen Kırgızlar, bir süre sonra dayanamayıp Batı’ya doğru göç etmeye başladılar. Karahıtaylılar, sadece Kırgızlar için tehlike arz etmiyordu. Aynı zamanda dost ülkeleri Karahanlılar için de önemli bir tehlike haline gelmişlerdi. Bu nedenle, iki dost devlet birleşerek, Karahıtay akınlarına karşı birlikte mücadele etmişlerdir. Bu birleşmede ise, önde gelen devlet Karahanlılar olmuştur. Karahanlı Hükümdarının talimatları doğrultusunda hareket edilse bile, Kırgızlar herhangi bir himaye altına girmeyerek devlet geleneklerini sürdürmüşlerdir. 200 yıl boyunca bu süreç devam etmiş ancak bu iki devlet Karahıtaylılara karşı koyamamıştır. Yıllar 1205’i gösterdiğinde ise Karahıtaylılar, Karahanlılar devletini tamamen yıkmıştır. Bu sırada, Doğu’da tüm Moğol boylarını tek bir bayrak altında toplamak isteyen Cengiz Han dönemi de başlamıştı. Ve ardı arkası kesilmeyen farklı Moğol akınları sonucunda; Kırgızlar 1217 yılında Moğolların hakimiyeti altına girmek zorunda kaldılar.

Mecburiyetten girdikleri Moğol himayesi, Kırgızlar’ın bacaklarına vurulmuş bir pranga gibiydi. Her ne kadar Moğol hakimiyetinde olsalar dahi, devlet yapılarını bozmamaya gayret gösterdiler. Ve yıllar 1399’u gösterdiğinde, başka bir Moğol kavmi olan Oyratlar ile isyana kalkıştılar. Bu sırada oluşan iç karışıklığı değerlendirerek, Moğol himayesinden ayrıldılar.

Henüz Moğol himayesinden yeni çıkmış ve oldukça zayıflamış olan Kırgızlar’ı, Türk coğrafyasında başka bir tehlike bekliyordu. Tarihler 1425’i gösteriyordu. Kırgızlar’ı himayelerine alıp daha da güçlü bir devlet olmak isteyen Özbekler, Kırgız Hanlığı üzerinde baskılarını artırdılar. Ve o dönemde Özbekler’e karşı koyacak bir gücü olmayan Kırgızlar, yine mecburiyetten Özbekler’in himayesine girmeyi kabul ettiler.

Özbekler himayesinde yaşayan Kırgızlar, Moğol devletinin tekrar güçlenmesinden endişe duyuyorlardı. Özbekler, Türk oldukları için en azından bir Türk devleti himayesinde olmak, Moğollara nazaran daha iyiydi. Ancak Moğollar bu seferde, Özbekler ile savaşmaya başladılar. 1480 yılında ise Özbekleri tamamen yıkarak, Kırgızları tekrar himayelerine almışlardır.

Uzun süren bu himaye yıllarının ardından, 17. Yüzyıla doğru giriliyordu. Uzun bir süre Asya’nın hakimi olan Moğollar, Doğu’dan saldırılara başlayan Müslümanlara karşı direnemiyordu. Moğollar’ın giderek zayıflaması, Kırgızlar için tekrardan özgürlük çanlarını çalıyordu. Ve bu karışık ortamı değerlendiren Kırgızlar, Tanrı dağlarına doğru göç ederek bir bağımsızlık mücadelesi başlattılar. Bu sırada Tanrı Dağlarında hüküm süren bir başka devlet vardı. O devlet Hokandlar olarak biliniyordu. Henüz devlet kuracak güce sahip olmayan, yorgun Kırgızlar bir süre de Hokand Devleti’nin himayesi altında yaşadılar. En azından ana yurtlarında yaşayacaklardı. Hokandlar, güçlü bir devlet değildi. Nüfusları ise Kırgızlar’a nazaran azdı. Bu nedenle Hokand Devleti himayesinde yaşayan Kırgızlar büyük bir güç olmaya başladılar. 1703 yılında ise himayesinde bulundukları bu devleti tamamen ele geçirdiler.

1800’lü yıllara kadar Hokand’lar ile beraber yaşayan ancak devletin kontrolünü elinde bulunduran, Kırgızlar idi. 1840 yılına gelindiğinde, bir Slav rüzgarı esmeye başlamıştı. Asya’ya sürekli akınlar düzenleyerek buradaki Türk beyliklerini rahatsız ediyorlardı. 1864 yılında ise Hokand şehri Çimkent’e kadar ulaşmış ve şehri istila etmişlerdi. Bu sırada Hokand hükümdarı Alim Kul, Slavlara karşı bir direniş hareketi başlatmıştı. Bundan faydalanan, Buhara Emirliği ise Hokandların başkentine saldırdı. Buharalar ile Hokandlar arasındaki bu karmaşa, Slavların işine gelmişti. Ve Çimkent’i tamamen kontrolleri altına almalarını sağlamıştı. Daha sonra bununla yetinmeyen Slavlar, daha da ileri giderek hem Hokandlar hemde Buhara Emirliğini tamamen yıkmışlardır. Ve bu kezde Slavların himayesine girmek zorunda olan yine Kırgızlar olmuştu. 20. Yüzyıla kadar Slav egemenliğinde yaşamak zorunda kalan Kırgızlar, Sovyet Rusya’nın bölünmesi ile 31 Ağustos 1991’de bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Ve günümüzde, Kırgızistan olarak varlıklarını devam ettiriyorlar. İşte anlı şanlı Kırgızlar’ın tarih boyunca ki hikayeleri bu şekilde idi. Bir sonraki, Türk Devleti incelememizde görüşmek ümidiyle. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Kaynaklar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir