Türk Sinema Tarihinin En Güzel Filmi – Film Önerileri #1

 Merhaba dostlar, 

Bugünden itibaren bir film serisi başlatmaya karar verdim. Bu seri boyunca, sizlerle daha önceden izlemiş olduğum filmler hakkında bilgi vereceğim. Ve bu filmlerin hem olumlu hemde olumsuz anlamda eleştirilerini yapmaya çalışacağım. Elimden geldiğince iyi bir sinema sever olmaya gayret ediyorum. Hem yerli hem yabancı filmler bunun yanında yerli ve yabancı diziler izlemeye çalışıyorum. İyi yada kötü sinemadan birazcık olsun anladığımı düşünüyorum. Son dönemlerde Türk dizi ve filmlerinde büyük bir gelişme var. Özellikle dizilerimizin dış mihraklara satılacak duruma gelmesi(sadece bazıları) bunun yanı sıra uluslararası platformlarda ödül alan değerli filmlerimiz oldu.

Bugün sizlere bahsedeceğim ve bu blog’un asıl konusu olan film ise yeri bende bambaşka olan bir film. İzledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamadığım, film bittikten sonra bile o filmle alakalı yazıları okumak için baya mesai harcamıştım. Film iki saat ama bendeki etkisi 5 saatten fazla olmuştu. Bu 5 saat olarak kastettiğim ise, filmle alakalı yorumlar çeşitli görüntülerdi. Bunların dışında sahneleri hala daha gözümde canlanacak kadar tazeliğini koruyan bir film olduğunu söyleyebilirim.

Bugüne kadar çok yerli film izledim. İzledikten sonra, ”Tamam işte. Bugüne kadar izlediğim en iyi yerli film bu” dediğim birkaç film oldu. İşte bana son olarak ”İzlediğim en iyi yerli film” dedirten bu film ”AYLA” Öncelikle bu film, sinemaya çıktıktan sonra gitmeye fırsat bulamadığım bir filmdi. Aklımın bir köşesinde ”Ya bi ara şu Ayla filmine gideyim” dediğim ama sinemadan kalkana kadar gidemediğim o film. Sinemalardan kalktıktan sonra uzuuun bir süre bunun vicdan azabını yaşadım. ”Şimdi aylarca internete düşmesini bekle” diye söylene söylene cezalandırdım kendimi. Sonunda düştü.

Çayımı ve mısırımı hazırladım. Üzerime rahat birşeyler giydim. Yatağıma uzandım. Laptopu 45 derecelik açı ile yatağın bir köşesine yerleştirdim. Sonra filmi başlattım. ”Hadi artık be adam, alt tarafı bir film anlatıcaksın ne goygoy yaptın” mı dediniz? Tamam başlayalım.

Öncelikle AYLA, yaşanmış bir hikayeden sinemaya uyarlanmış bir film. Genelde bu tarz yaşanmış hikaye filmlerini kaçırmamaya özellikle dikkat ederim. Çünkü bu tarz filmlerin her dakikası altın değerindedir bana göre. Ayla filmi bizleri 1950 yılına götürüyor. Kore Savaşı esnasında, Türkiye’den Kore’ye gönderilen Süleyman Astsubay ve savaş alanında bulup, Ayla ismini verdiği kızın öyküsünü ele alıyor.

Bu yazıyı hazırlarken, acaba filmin kendimce özetini mi vermeliyim? Yoksa hiç spoiler vermeden anlatmaya mı çalışayım? diye çok düşündüm. Ve spoiler vermemeye karar verdim. Çünkü film öyle bir film ki, burada benim yazımı okumak yerine izlemenizi yeğlerim. Çünkü her dakikası izlenmeyi hakediyor. Şuan internette hemen hemen her sitede bu filmi bulabilirsiniz. Aslında bu film geç kalınmış bir film. Daha önce Kore televizyonu tarafından belgeseli yapılmış ancak Türkiye’de bunun sinemalaştırılması için biraz geç kalınmış diyebilirim. Hatta filmi izledikten sonra, Kore televizyonunun daha önce hazırlamış olduğu belgesele de bir göz atmanızı öneririm. Çünkü doğrudan kişilerin gerçek görüntüleri ve röportajlarını barındıran oldukça güzel bir belgesel olmuş.

Dipnot: Bu inanılmaz filmi izlememize ve onun hikayesine tanıklık etmemize sebep olan Süleyman Astsubay, film çekimlerinde bizzat yer almıştır. Sahnesi yok ama başından beri bu süreci takip etmiştir. Filminin Türkiye’deki galasına katılan Süleyman Astsubay, Ayla için Almanya’da bir gala düzenlenecek iken, hayata gözlerini yummuştur. Ve Süleyman Astsubay’ın acısına dayanamayan, 65 yıllık hayat arkadaşı Nimet Dilbirliği’de hemen ertesi günde vefat etmiştir. Bu iki güzel insan aynı anda kılınan cenaze namazlarının ardından ebediyete göç etmişlerdir.

”Sanki Süleyman Astsubay, bu filmi beklemiş gibi. Bu Dünya’ya veda etmek için birisinin çıkıp hikayesini anlatmasını beklemiş gibi.”

Fotoğraflar: 1 2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir